Her Şey Dahil Doğu Karadeniz Gezisi ve Batum Turu

16.12.2016 tarihinde Batum’a gitmek üzere Sabiha Gökçen havaalanından aktarmalı olarak ucuz ve eğlenerek bir yolculuk yapabilmek adına şirkette çalışma arkadaşım olan Emre ile Trabzon’a gittik. (110 TL)

Trabzon’da tanıdıklarımızın aracılığıyla bulduğumuz hfkrentacar.com adresinden iki gün için FIAT Linea marka, dizel yakıtlı aracı kiraladık. (160 TL)

Sadece Batum’a gidiş geliş 100 TL’lik yakıt aldık.  Ardından Batum’a gidiş için yola koyulduk. Ancak acıktığımızı hissettiğimiz ve hemencecik yöresel yiyecekleri tadabilmek için Rize yolunda bulunan Kebapçım Trabzon mekanına giriş yaptık.

Sıcak bir karşılama sonrasında masamıza geçtik ve siparişlerimizi verebilmek adına menülere bakarak bir adet kaşarlı pide ve bir adette karışık pide siparişimizi verdik. (Ben iki adet pide yiyebileceğimi iddia ettim ama Emre “Pideler büyüktür yiyemezsin” diyerek beni uyardı sonrasında tabi ki “tamam yahu yemeyeyim, karnım ağrımasın yola çıkacağız zaten” diyerek kibarca iddiaya girmeyi reddettim 🙂 )

Yiyeceklerimizin hemen öncesinde, yöresel ürünlerden oluşan atıştırmalık ürünleri ikram ettiler. Sıcak karşılama ve güler yüzlü hizmet ile birlikte yiyeceklerimizin farklı bir tat oluşmasına neden olmuş, “iyi ki geldik!” düşüncesi aklımızın bir köşesinde sürekli gülümsememize sebep olmaktaydı. Siparişlerimizle birlikte açık ayran ile karnımızı doyurduk ve künefe siparişi de verdik. Künefe biraz geç geldiği için öncesinde birer adet revani tatlısını ikram olarak “hiç ben bunu yiyemem, çok şiştim” düşüncesi olmadan mideye indirdik :). Ardından künefelerimizle birlikte ikram edilen çayları ( “Ne ikrammış bitmedi be kardeşim”) düşüncesiyle içtik ve hesabı ödeyerek yola koyulmak üzere mekandan ayrıldık. (44 TL)

Batum’da bizi karşılamak üzere bekleyen, Kemal Abimizin kuzeni Soner Abi bizi Hopa Kemalpaşa’da alacak ve Batum’a geçecektik, planımız buydu. Çok fazla kar yağması ve yolda art arda kazaların olması sebebiyle sık sık mola veriyorduk. Yol yorgunluğu sebebiyle kahve içecek bir mekan arıyor ancak bulamıyorduk. Şansımızı son olarak Rize Fındıklı’da Anka kitap evinde aradık. Kapatmak üzere olduklarından dolayı durumumuzu belirterek kahve içmek istediğimizi söyledik ve sıcak bir yere aldılar bizi. Kahvelerimizi içtikten sonra hesabı ödemek istedik ancak, Tanrı misafiri olduğumuz söylendi ve herhangi bir ücret almadılar.

Bu sefer mola vermeden toplamda 3 saatlik yolun ardından Kemalpaşa’ya vardık. Soner Abiyle ilk defa Kemal Abi’nin aracılığıyla tanışıyorduk. Kendisi daha önce Batum’da uzun seneler kaldığından ve sürekli Batum’a geçtiğinden ötürü oranın her yerini karış karış biliyordu. Bize Batum’da gece hayatının bittiğini artık Türklerin çok fazla olmasından ötürü hesaplarda oynama yaptıklarını, hesap ödenemediğinde insanları rehin aldıklarını söyledikten sonra Batum’da gece planımızı iptal ettik ve Soner Abi’den bizi muhabbet edebileceğimiz, eğlenebileceğimiz bir mekana götürmesini rica ettik.

İki hafta önce kadar arkadaşlarının işletmesini aldığı Nora Restaurant isimli mekanın önüne kadar geldik. Mekanın dışı uzaktan bakıldığında taverna müzikleri çalan bir meyhaneyi andırıyordu.
İçeriden duyulan Hemşin şivesiyle birlikte hemen arkamızdaki Karadeniz’in hırçın sularının dalga sesleri pozitif enerjinin habercisiydi.

Hoş bir karşılamayla bizim için ayarlanan masaya oturduk. Yol yorgunu olduğumuz için hafif alkollü içecekler tükettik. Mekan büyük bir balıkçı barakasını andıran bir şekilde tasarlanmış, balık ağlarının üzerine büyük ceviz ağacı yapraklarını andıran yapraklar koyulmuş, içerisi hınca hınç genç arkadaşlar ile dolu ve hepsi özgürlüğün ne olduğunu Hopa’dan öğrenmiş kişiler bulunmaktaydı. Biz İstanbul’da bu kadar sıcak bir ortam görmediğimiz için olaya vakıf olmakta biraz geciktik. Sonra sonra açıldık. Bu mekan Soner Abi’nin arkadaşlarının olduğu için değil, Kemalpaşalı insanların sıcak kanlı ve misafirperver özelliklerinden ötürü güzel gelmişti. TV8’de yayınlanan Acun Ilıcalı’nın programı “O Ses Türkiye’de” perfonmanslarını sergilemiş arkadaşımız Ufuk Yılmaz’ın programının güzelliği ve sonrasında canlanan bir ortamın içerisinde bulduk kendimizi. Masa altlarından çıkarılan üflemeleri ve telli çalgılar ile Hemşince söylenen türküler, şarkılar eşliğinde masamıza gelen insanların hoş geldinleri ve muhabbetleri ile şenlenmiştik. Çok istemesekte yorgun olduğumuz için dinlenmek istiyorduk. Mekandan dinlenmek üzere kalktık, hesabı kasada ödeyecektik, ne kadar olduğunu sorduk, ancak burada da hesap ödeyemedik 🙂 isimsiz bir kahraman tarafından ödenmişti 🙂

Soner Abi’ye arabada kalacağımızı söylemiştik ancak, Kemal Abi tarafından ona emanet edildiğimiz için arabada kalmamıza izin vermedi :). Bizim için tanıdığı bir otelle görüşmüş, fiyatta indirim yaptırmıştı. Bulunduğumuz yere çok yakın olan “Sarp Otele”  geldik, giriş işlemlerimizi yaptık, çıkarken sorun yaşanmaması adına Soner Abi yanımızdayken ödemeyi yaptık ve Soner Abiyle görüşerek odamıza gitmek üzere yola koyulduk. (100 TL)

Güzel bir uykunun ardından (tabi ki farklı yataklarda 🙂 ) mükemmel manzara eşliğinde sabah kahvaltımızı yaparak Soner Abiyle buluştuk. Kendisi işe gideceğinden ötürü bize eşlik edemeyecekti, ancak Batum’un bütün şifrelerini bizimle paylaşmıştı. En sonunda ee artık İstanbul’dan geliyorsunuz, “kaşarlanmışsınızdır artık” imasının ardından, anladık abi hiç merak etme dedik ve tanıdığından 395 TL karşılığında 300 Lari aldık. Çay içip Kemalpaşa’dan yola çıkacaktık. Kahvehanede etrafımızı saran amcalar, Kayseri patlamasının ardından farklı farklı görüşlerden duyduğumuz yorumlar fakat “Vatan” noktasında buluştuğumuz insanlar bizi umutlandırmıştı. Ardından bir amca bize

-“Siz öğretmen misiniz?” diye sordu.
Soner Abi evet öğretmenler dedi,
Amca – “Benziyorlar zaten, temiz çocuklar belli.” Diyerek tasdikledi Soner Abiyi,
-“Eee peki nerde öğretmensiniz diye sordu.”
Ben Soner Abi ile ters düşmemek ve muhabbeti bozmamak için sessiz kaldım.

-İstanbul’da” diye cevap verdi Soner Abi.

İstanbul’da yaşadığımızı ve ikimizin de Sivaslı olduğunu duyan amcalar etrafımızı sarıyor ve daha fazla şenleniyordu ortam 🙂

Muhabbetlerine doyum olmayacağını biliyorduk ancak yola koyulma vaktimiz gelmişti. Kahvehaneden Sarp Sınır kapısı için yola koyulduk. Emre’ye yolda zorla pantolonun altına giyip üşümemesi için içlik aldırdım. (Bundan da fiyat beklemeyin artık, evinizden gelirken getirin, Emre gibi yapmayın 🙂
Sarp sınır kapısının ön taraflarında aracımızı, aracımızda ise kullanmayacağımız eşyalarımızı bıraktık. Soner Abi bize Sarp sınır kapısına kadar eşlik etti.  Burada yapılması gereken, Kimliğinizle birlikte harç pulu almanız. (15 TL)

Ardından “Giden yolcu” kapısından içeri giriyor, giriş işlemleriniz yaptırıyorsunuz. Benim pasaportum olduğu için Soner Abi “Pasaportlulara harç pulu gerekmez” şeklinde bilgi verdiğinden bende direkt sıraya girdim. Sırada KTÜ üniversitesi gezi kulübü olarak Gürcistan’a giden arkadaşlar ile tanıştık ve Gürcistan gezisinde onlarla hareket edebilmek ve yabancılık çekmemek adına tanıştık. (Sağ olsunlar organizatörler çok sıcakkanlı ve iyi arkadaşlardı, bizleri kırmadılar ve Gürcistan’da tüm günümüzü beraber geçirdik.)

Bende Harç pulu almadan giriş işlemleri için polis noktasına kadar gittim ancak, pasaportlulara da harç pulu gerektiğinden ötürü sıradan çıkıp tekrar harç pulu almam gerekti.  Soner Abi bu arada buradan ayrılmıştı, bende peşinden bu durumdan ötürü kendisini baya anmıştım 🙂

Burada giriş işlemlerimizi yaptıktan sonra Gürcistan tarafına doğru ilerlemeye başladık, herhangi bir arama yapılmaması, XRAY cihazından geçmememiz, bizleri çok şaşırtmıştı. Türkiye’de güvenliğin en üst seviyeye çıkarıldığı bu günlerde, yakın komşumuz olan Gürcistan’da bu güvenlik zafiyeti ilginçti.

Batum’a geçmek için KTÜ gezici arkadaşlar ile birlikte otobüse binip yaklaşık 15-20 dakikalık bir yolculuk yaptık. ( Bilet ücretlerimizi organizatör arkadaşımız Oğuzhan karşıladı.)

Yolculuğumuzun ardından bazı arkadaşlar dövizcide Türk liralarını Gürcistan para birimi olan Lari’ye çevirdi. )Hatırlarsanız biz Soner Abi aracılığıyla bu işi Kemalpaşa’da halletmiştik.)

Tüm işlemlerin ardından ilk olarak Osmanlı zamanından kalma olan Camiyi ziyaret ettik. Ardından Deniz Restaurant ismindeki Türk lokantasında karnımızı doyurduk. Ancak nedendir bilinmez (Soner Abi Türk esnaflarından uzak durun demişti.) 2 kişi toplamda 4 çeşit yemeğe 40 Lari ödedik. Herhalde en absürt harcamamız bu olmuştu. (50 TL)

Karnımızı doyurduktan sonra Piazza meydanına kendimizi attık. Türkiye’de böyle yerlere çok alışık olmadığımızdan bu meydan bana çok büyülü gelmişti. Noel bayramları da yaklaştığı için ortada büyükçe bir süs çam ağacı vardı. (Aldığımız bilgiye göre, Batum’un zengin kısımları davet yemeklerinde bu meydanı kullanırlarmış)

Piazza meydanının ardından, meydanın hemen karşı yolunda bulunan Aziz Nikolaos kilisesinde soluğu aldık. Alışkanlık olacak ki, Kiliseye sağ ayak ve besmele ile giriş yaptım 🙂

Kilisenin ardından soluğu son olarak Avrupa meydanında aldık. Kar ile birlikte olağanüstü bir şekle bürünen bu meydanda bol bol fotoğraf çektirerek görsel hafızamızı görevlendirdik.

Avrupa meydanının ardından Tur organizatörleri tarafından 2 saat kadar serbest bir zaman verilmişti. (Bizim bu zamana uyma gibi bir kural yoktu fakat saygısızlık olmasın diye, bizde kendimizi 2 saat kuralına şartlandırdık)

KTÜ gezi kulübü organizatörü Oğuzhan’ın bilgilendirmesi üzerine Telefirik’e binmek için Emre ile yola koyulduk. Toplamda iki kişi gidiş dönüş olmak üzere 20 Lari ödedik. (25 TL)

Mükemmel manzara ile geçen teleferik yolculuğumuzun ardından teleferiğin uç noktasında bulunan Gürcü Restaurant’ta manzarayı izlemeye devam etmek ve biramızı yudumlamak istedik. Zedazani ismi verilen biralarından içmeye başladık ancak, bizim alışkın olduğumuz Efes Pilsen biralarına hiç benzemiyor, acımsı bir tadı mevcut. Zaten Allah’tan saatimizde yaklaştı, tamamını içmedik 🙂 İki bira için ödediğimiz tutar ise 6.9 lari (10 TL)

Mekandan ayrıldıktan sonra tekrar teleferik ile başlangıç noktamıza dönüş yapı   turda tanıştığımız arkadaşlar ile buluştuk ve kendilerine teşekkür ederek yanlarından ayrıldık. Emre ile Batum’da biraz daha zaman geçirdikten sonra akşam dönüş için sınır kapısına doğru taksi ile hareket ettik. Taksiciyle anlaşarak 20 Lari ödeme yaptık. (25 TL)

Sınır kapısından çıkarken Emre işlemini yaptıktan sonra çıkışa doğru geçerek beni bekledi. Çıkış işlemleri sırasında 4 Gürcü polisi Emre’yi Azeri vatandaşlara benzetti. Bana bunun hakkında bir şeyler söyleyerek gülüştüler, muhtemelen dalga geçiyorlardı. Tam olarak ne söylediklerini anlayamadığım için tepki veremedim. Yanlarında bulunan kadın polis ise diğer arkadaşlarını uyardı, ardından ilk defamı geliyorsun ve buna benzer yarım yamalak Türkçe sorularla işlemlerimi sonunda yaptılar.

Gürcistan sınır kapısı geçişinden sonraki Duty Free Shop’dan alışverişimizi yaparak Türk sınır kapısına ulaştık. Tabi ki polislerimizin insancıl davranışlarının ardından Sarp sınır kapısından uzaklaştık. Park ettiğimiz arabamıza binerek Kemalpaşa’da aklımızın kaldığı Nora’ya gitmek istedik ancak maalesef mekan boş değildi. Aracımızı sonrasında müsait bir yere çekerek 1 saat gözlerimizi dinlendirerek Trabzon’a doğru hareket ettik.

Yol iyice buzlanmış ve kar yağışı artarak devam ediyordu. Rize’nin Ardeşen ilçesinde yol yorgunluğumuzu epey hissetmeye başlamıştık, araç kullanmaya bu şekilde devam edemezdik.  İlçe çıkışında bulunan Hacışahinoğlu Petrol istasyonunda durarak kahve içmek istedik. Sağ olsun orada tanıştığımız kasiyer Muhammet Abimiz bize bu konuda yardımcı oldu, telefonlarımızı şarj edip kahvemizi içtikten sonra tekrar yola koyulduk.

Trabzon’a girdiğimizde aracımızı yine müsait bir yere çekerek yol yorgunluğumuzu atmak için şekerleme yaptık 🙂 (Yol boyu 3 saat)

Uyanır uyanmaz Trabzon Merkez’de bulunan Nayla Restaurant’ta Trabzon’un meşhur yiyecekleriyle serpme kahvaltımızı yaptık.

Telefonlarımızın şarj olmasını bekledik ve kalan vaktimizi Trabzon’da geçirmek için yola tekrar koyulduk. Aslında aklımızda Sümela Manastırı’na gitme planı vardı ancak bir önceki gün yoğun kar yağışı yollarda buzlanma yapmış olabilir endişesiyle yorgun olduğumuz için Merkez tarafında kalma kararı aldık.

Atamızın vasiyetini yazdığı mekana doğru yola koyulduk. Atatürk Köşküne ulaştık ve burada biraz zaman geçirerek Atamızı yad ettik. Hemen çıkışta Huzurevi tabelasını gördük ve Emre ile birbirimize baktık, rotamızı Huzurevine doğru çevirdik. Huzur evine girişler dilekçe ile oluyormuş, biz ilk defa gittiğimiz için bunu bilmiyorduk ancak sağ olsunlar oradaki sorumlular bizlere yardımcı oldular, çok uzun süre kalmamak şartıyla girişimize izin verdiler.

Huzur evinde yaşayan yaşlılarımızı ziyaret ettik. Burada 15 Temmuz darbe girişiminde çocuğunu ve hemen ardından o acıya dayanamayan eşini kaybedip rotasını buraya çeviren Rüstem Amca gibi…

Bizi gördüğünde gözleri yaşararak “Sizin yaşınızda hiç böyle bir şey yapmamıştım. İnanın gençler hiç bu kadar utanmamıştım.”   Diyerek duygularını bizimle paylaşan Mustafa Amca gibi…

Yemek saatleri geldiği ve bizimde sorumluların zor durumda kalmaması için tek tek ellerinden öperek oradan uzaklaştık. Ne kadar duygulandık bilemezsiniz…

Son durağımız Trabzon Boztepe idi. Tüm Trabzon’u gözlerimizin önüne seren bu tepeyi çok sevmiştik. Uzun süre kalmak istiyorduk fakat uçak saatimizde yaklaşıyordu.  Aracımızı hfkrentacar.com adresine tekrar teslim ederek havaalanına doğru koyulduk ve gezimiz iki günün ardından sonuçlandı.

Bu gezimizde bizden yardımını esirgemeyen Kemal Karabacak ağabeyimize, araç kiralama konusunda yardımcı olan Murat Aydın ve Burak Nanim ağabeyimize

Rize Fındıklı’da bulunan Anka Kitap Evine, Kemalpaşa’da Nora Restaurant ve sakinlerine,

Kemalpaşa’da bize her türlü imkanı sunan, bilgisini aktaran Soner Yılmaz Ağabeyimize,

Trabzon Huzur Evi yetkililerine,

Sarp sınır kapısında tanıştığımız ve bizleri de yola yoldaş eden KTÜ üniversitesi gezi kulübü, Best Grup Organizasyon’a ve adını hatırlayamadığımız herkese teşekkürü borç biliriz.

Gezgin : Alican KÖSEDAĞ
Instagram : alicante58

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir