Canlı Şahidim Kosova!

Kosova ya da onların dilin de Kosovë. Her ülke gibi sınırları olan ama diğer ülkelere nazaran avuç içi kadar olan bu ülke… 9 yıldır ayakta. İlk duyuşta kısacık bir zaman dilimi olsa da onlar için her yıl bir asır gibi geçiyor.

9 yıl kadar kısa bir zaman da tüm o yaralarını saran bu küçük ülkenin kocaman yüreklere sahip insanları var. Bunu fark etmek benim için çok geç olmadı elbette. Daha havaalanında Türkçe arkadaşlar arasında konuşurken “Eee geldik de şehir merkezine nasıl gideceğiz?” muhabbetiyle Türkçe bilen bir Arnavut bizle az da olsa konuşabildiği Türkçesiyle hemen atılıvermişti. Ülkemden uzaklar da dilimizi bilen birinin varlığı öylesine güzel ve rahatlatıcı bir his ki anlatamam. Bize hem daha ucuz hem de güvenilir bir taksi durağından, taksi çağırması üstüne taksicinin İngilizce bilmemesi üzerine anlaşamayıp taksicinin o kadını arayıp bize Arnavutça -Türkçe tercümanlık yapmasıyla sağ salim şehir merkezine ulaşmamızı sağlamıştı.

 

Şehir merkezine yaklaşık 15-20 km uzaklıkta olan havaalanından  gittiğimiz yere yaklaşık onca dolanmaya rağmen  13€ yazmıştı. İlk günü  “Buffalo Backpackers” gibi 2 katlı hafif dökümlü bir hostel de geçirdik. Geceliği ise 10€. Daha öncesinde internet üzerinden yerimizi ayırt etmiş olsak da yine anlaşma konusunda sıkıntımız oldu…olmadı desek yalan olur. İçimizden İngilizcesi en iyi olan Giray Abim. Genellikle iletişim konusunda Giray abisiz biraz aksaklık yaşıyorduk fakat elimizden geldiğince Eylem ve Ben de Arnavutça konuşup anlaşmaya çalışıyorduk. Ama gel gelelim orada da Türk dizileri izleye izleye Türkçe’yi öğrenmiş Hostel sahibi biriyle tanıştık. Adı şuan aklıma gelmese de bize çok yardımcı olmuştu. Ilk günden eline bir harita alıp yanımıza gelip adres tarif edip şurada şunu yapın burada bunları tadın Turist hat için şurada İpko bayisi vb…

 

İlk günden o yorgunluğa rağmen dediği yerleri gezip yemek yedikten sonra geçici, internet için 2 haftalık bir hat aldık. Oranın zaten hepi topu 3 tane operatörü varmış ve en iyisi İpko olduğu için oradan 2 haftalığına 3 gb  paketi olan bir hat aldık. Hat için 2€ internet paketi içinse 3 € verdik.

 

 

Meğer her şey göründüğü kadar da kötü değilmiş; kaldığımız hostel eski bir yapı olduğu için epey kırık döküktü. Haliyle biraz bu duruma yakınmış olsam da hani derler ya “Bardağın dolu tarafına bak.” diye… Heh işte ben de ilk günden dışardaki işlerimizi halletmiş hostele döndüğüm de üzerimi falan değişip  korka korka çevre tanımaya çıkmıştım. Fakat tüm bu korkular, endişeler bir kenara dursun Pristina’nın Türkiye’nin başkenti Ankara’dan pek bir farkını göremedim. Sokaklarında yürürken kendimi yine Ankara’da herhangi bir sokakta yürüyormuşum gibi hissiyatı vardı. Ha sadece Ankara mı?! Derseniz…tabii ki de hayır derim. Güzel ülkemin her köşesinden bir aşinalığı vardı Priştina caddelerinin ve sokaklarının.

Yine de ilk günden tek başıma fazla açılmadan  “Super Viva” adında bir iş yeri merkezinin altındaki marketi fark edip içeri dalıp farklı tatlar arayışına girişmem çok uzun sürmezken yarım yamalak Arnavutçam ile kasaya geçip “Sa kushton? (Ne kadar?) “ kasadaki kız yabancı olduğumu anlayıp “Nga je?” (Nerelisiniz?) diye sorunca “Nga Turqia.( Türkiye’denim.) “ dememi beklercesine birden yüzü gülmeyen kızın yüzünde gülücükler açmıştı. Benimle Türkçe bildiği birkaç kelimeyle konuşma çabasına girerken şaşkınlıkla izlemeye başladım…

Tüm şaşkınlığımı üzerimden atıp elimde poşetlerle oradan ayrılırken kasiyer kızın yüzünde bir burukluk ki sormayın… Anlatılmaz yaşanır dercesine bir durumdu.

Gerisin geri hostel’e doğru yol alırken çok geçmeden hostel’ in bahçeden içeri girmiştim.  Giderken çok uzun gelen yol dönüşte çok kısa gelmişti. Sanırım yolu öğrendiğimden ötürü böyle hissetmiştim.

 

Birkaç şeyi oda da valize tıkıştırırken elime bir cips bir de oranın özel içeceklerinden bir vişne suyu alıp hostel’ in bahçesine çıkarken sağıma sapmamla gözlerime inanamadım. Şaka gibiydi… hamaklar, yüksek yüksek Çam ağaçları,  yerlerde rengarenk minderler ve akşamları ateş yakıp, başında toplaşıp şarkılar söyleyip, dans edeceğiniz bir toprak düzlük alan vardı. Hemen hamaklardan birine kurulup uzanırken gözlerimi gökyüzüne kaydırdım…

 

 

Ağacın uzantılarınca yarım yamalak görünen masmavi gökyüzü ve ağaçların çıkardığı uğultular kulaklarıma huzurun adını fısıldamıştı…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir