BİR GEZGİN KALEMİNDEN

09.08.2017 tarihin de uzun zamandır merak edip de yola çıkamadığım macera dolusu ege ve akdeniz bölgelerinin güzel yeşili ve mavi cümbüşü için eski dostum Bilal ile çantalarımızı sırtlanıp Kocaeli^den yola çıktık.Tabi ki yolculuk için ayırdığımız bir miktar paramız vardı ama bunu ulaşım için kullanmayacağımız da bizim kilit noktamızdı.Nasıl yaparız,yolda kalır mıyız,geri nasıl döneriz? sorularını düşünmeden söz de belirlemiş olduğumuz rotada ilerleyecektik ta ki yol her zaman planlananı değil doğaçlama olanı sergilediğini anlayana kadar. Karamürsel ilçesine yaklaştığımızda havanın vermiş olduğu bunalım ile bir marketten su ve bir iki atıştırmalık bir şeyler aldık.(5 tl gibi bir mebla tutmuştu)Buradan hiç hız kesmeden otostopumuza koyulduk.

Olmayacak şey ya otobana yakın bir yerde inip daha rahat gideceğimizi düşünerek çevre yolundan ayrıldık şarkılar söyleyip eğlenerek giderken buna son veren otoban görevlilerine buradan selam olsun gişeleri geçemeden kovulduk 😀 ne kadar hüsran olarak görünsede anılara bir yenisi eklenmişti bizim için ve suyumuz bittiğinden dolayı da güler yüzlü insanlar sağ olsunlar kovmakla birlikte su verip serin bir yerde dinlenmemize müsaade etmişlerdi 🙂 buna hiç alışmadan kendimizi çevreyoluna atarak devam ettik. sevimli mi sevimli emektar bir taksici amcamız yanımızda durarak nereye gittiğimizi sordu para veremeyeceğimizi söylediğimiz halde bizi Yalova çıkışına kadar götürebileceğini söylemişti ve buna çok sevinmiştik (ne kadar il merkezlerinden dışarıda olursak o kadar rahat araç bulabiliyor ve yürümek zorunda kalmıyorduk) muhabbet koyu olunca abi aslında Bursa Orhangazi’ye gittiğini ve bizleri cesaretimizden dolayı tebrik ettiğini söyleyerek indirmeden tek seferde orhangaziye kadar bırakmıştı sağ olsun.

Artık işimiz daha kolaydı çünkü buralar şehir merkezi olsa bile çevreyolu dibinden olduğu için çok daha rahat bir şekilde ilerleyebilecektik. İndiğimiz yerden ışıkların çıkışına kadar yürürken sağolsun Bilal arkadaşım bir köpek sürüsüne hareketler yaparak koşmamızı sağladı ve kısa bir süre önce maceramıza adrenalin artışı sergilenerek kendimizi araç içinde bulduk 😀 ( Parça parça gitmeye çalışıyorduk ki görmediğimiz nadide güzel yerleri görebilelim.)Binmiş olduğumuz araç direk İzmir^e görürebileceğini  söylemişti  (başta şaşırdık sevindik fakat rota aklımızda ya gelen fırsatı ters teperek Balıkesir^de ineceğimizi ılk gecemizi orada geçireceğimizi söyledik.)Balıkesir girişinde inerek merkeze kadar yürümek zorunda kaldık hem duran yoktu hem de ayaklarımızın açılmasını istedik (bir de son araçta suluğumuzu unutmuş olmamızdan dolayı biraz hüzün biraz keder suluk almamız gerekiyordu ) Şehir merkezine ulaştığımız esnada sanırım bi 8-10 km yürümüştük.(o kadar da fazla yürümemişsiniz demeyin sırtımızda çantalarımız ve aksilikten dolayı son anda ayarladıgımız 5 kişilik çadır olunca baya çekilmez oluyor sıcak altın) burada bir markete dalıp ilk işimiz karnımızı doyurmaktı fazla içeriye girmek istemiyorduk hemen yanında bir park bularak ekmek aralarımızı yaptık ve karnımızı doyurduk.Şansımız dönüyor olsa gerek ki sağ tarafımızda şehir çıkışı sandığımız trafik ışıkları yüzümüze bakıyordu 😀 bir nefes ile oraya gidip otostop çekmeye başlamıştık ki şans falan olmadığını yarım saat araç durmasını beklememizin sonunda anladık ve öyle bir yer ki burası ya sağı ya solu ya da döneceklerini işaret ediyorlardı halbuki bizim amacımız onları yolundan etmek değil gidecekleri yere kadar eşlik etmekti.


Ortak bir karar ile dönecekleri yere kadar falan yürüme kararı aldık zaten hem otostop çekip hem yürüyorduk ki kalacağımız yere ulaşalım( ilk kamp alanımızı MANYAS olarak düşünüyorduk bu arada) dönecekleri yere tam olarak 1 buçuk saat sonra vardık tahminim 15-20 km’e yakındır  arkadaşlar, yorulmuştuk fazlasıyla ve artık birbirimizle uğraşmayı bıraktık kara kara düşünmeye başlamıştık gece karanlığı bastırmak üzereydi ve bulunduğumuz yerde o kadar araç olmasına rağmen hiç bir kişi almıyordu.(Bir yandan da anlayış göstermek istiyorduk gece olduğu için korkuyorlar falan ama yorgun olduğumuz için bu pek mümkün değildi o esnada :D).Saat 21.30 civarında falan en son yol karşısında ki caminin bahçesinde çadır kurmayı düşündük daha sonra vazgeçip yürümeye devam ettik hem hırs yapmıştık hem de buradan kurtulmak istiyorduk.(Bu esnada birine yolu sorduk ve planımızın tamamiyle değişmesine sebep olan o konuşma hala kulaklarımda manyas gölünü geçmiş olduğumuzu öğrendik, doğaçlama devam edecektıik artık 😀 tabi hiç ah vah etmedik diyemem saat artık geç olmuştu ) Manisa yoluna kadar bir taksici abiye durumu izah ederek bizi bırakmasını istedik ve sağolsun kırmayıp o da aracına misafir olarak almıştı bizleri.artık manisa yolundaydık ve çadır kurabileceğimiz bir alan aramaya başlamıştık saat gece yarısına yaklaşıyordu ve dınlenip karnımızı doyurmak ıstıyorduk. 2km ileride bir petrol istasyonuna sığınıp  durumu izah ettik ve müsait bir yer göstererek çadırı kurmamızda sorun olmadığını söyledi bunun yanında telefonları şarja bırakabileceğimizi sabah çıkarken alabileceğimizi de söylediler.(BU arada müsait alan dediğim kısım petrol istasyonunun arkasında ki otopark alanıydı 😀 ).

Sabah erken saatlerde uyanıp hemen yola koyulduk.yol kenarında ki fabrikalardan birinden otostop çekme esnasında çay ikramı gelmişti sabah sabah da güzel olmuştu :). 1 saatlik yürüyüş ve otostopdan sonra Urfalı bir tırcı abimiz yanımızda durdu ve geceden bu yana yürürken bizi gördüğünü mal saracağı için alamadığını söyledi biraz gülüştük ve Manisaya kadar artık tek araçta olmanın rahatlığı sarmıştı her yanımızı.Manisa^ya vardığımızda yürümeye alışmış olmamızın vermiş olduğu rahatlık ve dinlenmiş olmamız ile birlikte 1 saatlik bir yol almıştık.Artık suyumuz bitmişti etrafta alabileceğimiz bir yer yoktu  ve dinlenmek için yol kenarında oturmak için durduğumuz esnada bir araç yanımızda durarak İzmir’e kadar götürdü.Tam olarak ismini hatırlayamıyorum tepede eşsiz bir manzarası olan yerde hem dinlenip hem de bu güzelliğin tadını çıkarmak amacıyla bir müddet mola verdik.Yeni rotamızı tavisyeler üzerine Kuşadasına çevirmiştik.Bornovadan 5 kişilik Antalya^ya giden bir araçta bize de yer açtılar ve yola koyulmuştuk.Antalya bizim ileri ki günlerde gideceğimiz yer olmasından dolayı bu fırsatı da tepmiş bulunduk.Bir buçuk saatlik yolcuğun ardından inmemiz gereken yeri 10 km kadar geçmiş olduğumuzu öğrenip güle oynaya karşı şeride geçerek bir kamyoncu abimiz ile asıl inmemiz gerek yere kadar devam ettik. Yolda çıkan hiçbir sorunu biz iki gezgin pişmanlık olarak ya da kötü bir durum olarak görmek yerine her şeyden zevk almaya çalışıyorduk ve bir an olsun geri dönmek aklımıza gelmiyordu.Hem ne demişler sonunu düşünen kahraman olamaz, bizim amacımız kahraman olmak değildi ama olsun 😀

2.günün vermiş olduğu yorgunluktan dolayı Kuş Adasına iner inmez merkezde bulunan carrefoursa dan alışveriş yaparak kamp alanı sormaya başladık.Hem yerlerin dolu olması hem de fiyatların yüksek tutulmasından dolayı sevgi plajı diye bir yer öğrendik önü plaj olan kuşadasına 8 km uzaklıkta ağaçlıklarla kaplı bir alanda çadırımızı kurmaya karar verdik.Burada belli saatler arasında kalmak yasakmış aslında ama yardımcı oluyorlar gece 10 dan sonra kurup sabah 8 de falan kaldırınca pek problem olmuyor arkadaşlar bizim için de gayet idealdi çunki bizim sandığımızdan daha sıcak ve yakıcı  bir güneş vardı zaten uyuyamıyorduk.Aynı zamanda burada belli aralıklar ile marketler restoranlar mevcut normal fiyatlar hepsinde ve öyle her konuda da zaten esnafları yardımcı oluyor.Bu arada burada otostop çekmeniz imkansız gibi bir şey en azından 20 tl falan nakit bulunsun yanınızda her ihtimale karşı atm falan bulmak zor şehir merkezine gitmeniz gerekiyor.(Bu arada İzmire kadar 20 tl falan harcamıştık burada yol parası  falan 4 tl gibi bir mebla şehir merkezinden minibüslerin geçtiği yola kadar otostopla geldiğimiz için tam fiyat bilmiyorum 7-8 km yoldan bindiğimiz için belki de böyle olabilir.Bizim nakitimiz bitmişti bu yola geldiğimizde yol üzerinde bir marketten rica ettik karttan çekerek nakit elde edebildik buna dikkat etsin gidecek arkadaşlar).Gece çadırımızı kurduktan sonra artık kendimizi şımartabileceğimizi düşünerek çantamızda bulunan tavamızda pişirmek üzere bir şeyler aldık ve güzel bir sofra hazırladık. ( ateş yakmanız sorun olmuyor burada karışan eden yok zaten mesire alanı gibi bir şey olmuş burası pişman olmadık değil ama dinlenmemiz gerekiyordu).Odun ateşinde olan çayı hiç bir şeye değişmem yıldızlar altında güzel çaylarımızı içip anın tadını çıkartarak vakti geçiriyorduk.Burada buz gibi suyu olan Milli parkın ilerisinde Zeus mağarası mevcut burayı görmenizi tavsiye ederim.( ne yazık ki burada kamp kurmaya izin alamadık kaçak kurmamız da pek mümkün olmadı haha).

Üçüncü gecenin sonunda alışverişlerimizi yaptığımız esnaf abiden gerekli ihtiyaçları karşılayıp anlık bir karar ile Didimi^e gitmeye karar verdik ve yolu sorduğumuzda bir arkadaşını işaret ederek ona gitmemizi söyledi.Ne yaptığımızı merak ettiğini söyleyip bizimkilerden ve neler yaptıklarımızdan biraz bahsettim baya ilgisini çekmişti bizi Didim^e hatta istersek Bodrum^a kadar bırakabileceğini söyledi.Tabi ki biz tercihimizi Didim’den yana yaptık ve o gece Didim yol ayrımında indirdi .O ara Bilal internetten araştırma yaparken tek seferde bir tofaşçı Orhan abimiz bizi aldı 😀 tam o sırada internette buranın şoförleri hakkkında komik bir yazı gösteriyordu arkadaşım ve ona bakmaya kalmadan tofaşçı abimiz çılgınlar gibi bir hüner sergilemeye başlamıştı 😀 bir yandan gülüyor bir yandan da nasıl yapacağımızı düşünüyorduk ki arabalardan konuşmaya başlayarak biraz daha sakinleşmesini sağladık kendimizce 🙂 sağolsun çok yardımcı oldu kendisi ve bizi kamp yapabileceğimiz yere kadar götürdü.(Arkadaşımla birlikte aslında kamp alanları çok yüksek fiyatlar olduğu için böyle yerlere para vermek istemiyorduk ve olabildiğince sakin rahat edebileceğimiz doğa ile iç içe olan yerlerde çadır kurmaya çalışıyorduk.)Gelmiş olduğumuz kamp alanı Tavşanburnu Orman Kampı burayı herkese gönül rahatlığı ile tavsiye edebilirim. Konaklama olarak çadır başına günlük 28 tl alıyorlar duş,lavabo,elektirk içerisine dahil (her çadır önünde elektrik panelleri mevcut yalnız tavsiem uzatma kablosu yanınızda götürmeniz) ve aynı zaman da kamp alanının içerisinde dışarı ile bire bir fiyat uygulaması olan market,restorant  mevcut isterseniz burada çamaşırhaneler de var 5 kg kapasite de tek çalıştırma 7.5 tl bizim için gayet uygundu ve markette inanın aradığınız her şey mevcut. Her şekilde vermiş olduğunuz paranın karşılığını da alıyorsunuz.(Ateş yakmak yasak malesef burada hazneli mangalınız olması gerekiyor 🙁 ) Sessiz sakin ve karışanın rahatsız edenin olamdığı nezih bir ortam aile ile birlikte de gidebilinecek bir yer,kendine özel plajı falan da var.Burada plajın ilerisinde bir kayalık var orası daha sakin biz plaj yerine denize girmeyi ve güneşlenmeyi bu kayalıkları tercih ettik ve kayalıkların bulunmuş olduğu yerde oyuklar var buralarda oldukça serin ve temiz rahatlıkla vakit geçirebilirsiniz.(Çoğu zaman her şeyi  çadırımda bıraktım ve hiçbir hırsızlık olayı ile karşılaşmadım.).Gün içerisinde aracınız yoksa istediğiniz saatte giriş çıkış yapabiliyorsunuz belgeniz yanınızda olduğu sürece.(Merkeze inmenizi tavsiye ederim Altınkum da gidip denize en azından bir gün girebilirsiniz biz aşırı kalabalık ortamı sevmediğimizden dolayı gezmek için kullandık sadece).Burada tam tamına dolu dolu 3 gece kaldık sayfamızı takip eden bilir @gezgelsen etiketi ile bir kaç fotoğraf paylaşmıştım hikaye olarak gezgelsen.com adminimizin destekleri de bizimleydi :).Buradan ayrılacağınız gün sabah 12.00 ‘ a kadar bildirmeniz gerekiyor.

Yolculuğumuza başlayalı neredeyse 1 hafta olmuştu ve biz zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştık kendimizi Kuşadasından ayrılırken bulduk.Şimdi ki yolculuğumuz sözde aşkın yaşandığı şehir Bodrumdu.(Burası tamamiyle merak üzerineydi kalmayı düşünmüyorduk gezip geçecektik taa ki…)

Kamp alanından ayrılıp yürümeye başlamıştık ve yarım saat olmuştu duran yoktu,o esnada sosyal medya hesabımda dolaşırken guruba yazmak aklıma geldi yolda kaldığımı belirterek bir yazı paylaştım ve 5 dk sonunda yanımda eski kampçı gurup üyelerimizden bir abimizin aracında buldum kendimi.İzmir istikametine gideceğinden dolayı  Bodrum/Milas yol ayrımına kadar bizleri misafir etti.Yeni maceralar bizleri bekliyordu hız kesmeden kendimizi 5 dakika kadar içerisinde tırcı bir abimiz buldu.Bodruma kadar yolculuğumuz bu araçta sürecekti.(taa ki bir anlaşma yapmaya başlamıştık.1 gün kadar araçta yüklü olan kitapları Bodruma indirecektik.Tabi ki hem bunun sayesınde biraz daha fazla gezebilecek hem de maddi açıdan rahatlama sağlayacaktı 😀 işimize de gelmişti).Bodrum’a indiğimiz de işleri hallettikten sonra kamp atabileceğimiz yer aramaya başladık fakat çok faiş fiyatlarda olduğu için tercih etmedik.(Gecelik kişi başı 25 ve çadır kurmak için 10 tl vermemiz gerekiyordu 2 kişi olunca gecelik konaklamamız 100 tl falan oluyordu.Bize fazla gelmişti).Bodrum bizim için bitmişti pek de bizim için bir güzelliği yoktu açıkçası.Buradan Milas’a dönerek bir gece kadar otogarda dinlendik.Sabah olduğunda bir arkadaşımız daha bize katılmıştı ve yeni rotamız Muğlaydı.(Aynı zamanda buradan ayrılmadan 1 matımız 1 terliğimiz sırtımızda ki çantadan çalınmıştı düşmesine imkan yoktu yorgunluktan dolayı fark edememiştik)

Artık üç kişi olmanın sıkıntısını otostopta çekmemek için ayrıldık.Ne yazık ki ne kadar tek olsam da Milas da araç bulamama sıkıntısı yaşadım ve çıkışına kadar yürüdüm.Aydın yol ayrımından beni kurtaran mühendis bir abimiz oldu.Araca bindiğim de karşılaşmış olduğum manzara beni hem güldürmüş hem de sevindirmişti çünki araçta benim gibi seyehat eden yolda kalmış bir arkadaş daha vardı.Muğla/Akyaka ilçesine kadar güzel bir sohbet ile gelmiştik.Burada diğer arkadaşlarımı beklerken Akyaka çadır kamp alanını tercih ettim(Konaklama 40 tl kadar bir mebla gayet nezih sakin ve temiz bir ortam var).Burada 2 gece kalıp güzel vakitler geçirdikten sonra Fethiye’ye doğru yola çıkmıştık.Fethiye ölüdenize indiğim zaman beklemediğim güzellik ile karşılaşmıştım bir sırtım dağ bir tarafım deniz.(Bu arada bahsetmeden geçmek istemiyorum ilk defa fethiyeden ölüdenize kadar bir bayanın aracında yolculuk etme fırsatı yakaladım 😀 )Burada yoldaki tavsiyeler üzerine kelebek vadisinde kamp kurmak oraları görmek istiyordum ve hiç beklemeden oraya doğru yola çıktım.Ne yazık ki kelebekler vadisinin zirvesine geldiğim zaman binmiş olduğum araçtan buraya inişin yasaklandığını ve araç ile inişin olmadığını öğrendim.Kayalıkların tepesine geldiğim zaman buradan inmeliyim dedim yeteri kadar büyüleyici ve heyecanlandırıcı bir manzara vardı karşımda.Arkadaşlarım ile birlikte akşama doğru inişe başladık.Giden arkadaşlar bilir belli bölümlerde halatlar ile inmeniz gerekiyor biz ilk halata geldiğimiz zaman zifiri bir karanlık bürünmüş ve hazırlıksız olduğumuzdan dolayı telefon ışığı yetersiz kaldığı için riske atmadan geri dönüp ölüdeniz de kampımızı kurmuştuk.(Dönmemizin bir nedeni de halattan önce görmüş olduğumuz mağarada kadın silüeti ile karşılaşıp korkmamızdan kaynaklıydı :D).Burada şansımız yaver gitti ve iç kısımda plaja yakın bir ağaçlık alanda çadırımızı kurduk böylece sabahları artık erken kalkmak zorunda kalmıyorduk.Burada güzel dostluklar kurmanız mümkün dört kişi olmuştuk bile.Akşam vakitlerine kadar gezip eğleniyor şarkılar söylüyorduk,akşam üzeri plaj voleybolu oynuyorduk.Üçüncü günün sonunda 6 kişi olmuştuk ve 1 arkadaşımız geri dönmek zorunda kalmıştı artık yola bu şekilde devam edecektik.İstikametimiz  kelebekler vadisiydi oraya bu sefer inecektik.Kelebekler vadisine inmek için eşyalarımızı zirvede bırakarak inişimize başladık.İnerken çok dikkatli olmamız gerekiyordu bir yanımız uçurup aynı zamanda ayağımızın altı kayıyordu.Dikkat etmemiz gereken sağlam taşlara basmak ve kontrollü bir şekilde ilerlemekti.(Garip olan şu ki bizim zorluk çektiğimiz yerde dağ keçileri gayet rahat yürüyordu 😀 ).Yolculuğumuza dahil olan Mert,Haluk ve Mustafa ile birlikte neyse ki kazasız belasız iniş yaptık.

Tabi Bilal için aynısını söz edemeyeceğim ilk defa iniş yaptığı için fazlasıyla korkmuş görünüyordu bunun üzerine bir de ayakkabısı çıkınca cabası oldu.Aşağı indiğimiz de plajın pek farkı yoktu ve içeride kamp kurma yeri bir öğrenci ve gezgin için oldukça pahalıydı.Vadinin arka tarafında mükemmel mi mükemmel bir şelale vardı bunu keşfedene kadar pişmanlık duymuştuk fakat büyüleyici bir sürpriz ile karşılaştığımız için halimizden gayet memnunduk.Burada fotoğraflar çekilip şelalenin tadını çıkardıktan sonra yeni öğrendiğimiz Kabak koyuna doğru yola çıktık.(Tabi ki 5 kişi birden değil Haluk ve ben,Bilal ve Mert,Mustafa tek gitmeyi tercih etti).Kelebeklerden Kabak koyuna kadar ne yazık ki hiç bir araca binemeyen tek Haluk ve ben olduk 😀 bir taraftan da memnunduk; hem birbirimizi daha iyi tanıdık,hem serindi,hem de yol kenarlarında ki üzümler yolculuğumuzun tatlısı oldu 😀 burada ne ile karşılaşacaktık hiç bilmiyorduk koya girdiğimiz de samimi bir hava sarıyor her bir yanınızı,kamp alanları 3 tane falan var ve gayet ideal. Biz orman tarafında ücret vermeden bir yere kurduk.Yasak olmasına rağmen bizim gibi çok kişi vardı.Koyda bulunan marketler pahalı buraya gelmeden alışveriş yapılması gerekiyor.Koyda 1 gün kadar vakit geçirdik ve Pataraya doğru yola çıktık.Ne gibi sürprizler ile karşılaşacağınızı hiç kestiremiyorsunuz yollar sizi sürükledikçe şaşırmaya doğaya aşık olmaya hiç bir şey düşünmemeye alışıyorsunuz ve zevk alıyorsunuz bundan.Pataraya ulaşan ilk Haluk ile ben olmuştum. Tava bizdeydi fakat malzeme almayı unutmuştuk bunun için diğer arkadaşları beklemek zorunda kaldık ve ne yazık ki onlar da ekmek almayı unutmuştu.Haluk ile açık market bulamayınca köye dalarak bir ablamızdan ekmek satmasını istedik o da samanlarını doldurmamız karşılığı bize akşam yemeği ve sabah kahvaltısı vereceğini söyledi.Adeta kurtarıcı bir melek gibi gelmişti ve kabul ettik, ne de olsa 5 kişi bitiririz hemen dedik.(14 çuvaldı fakat işi bilmediğimizden midir bilmiyorum baya öldük :D).Yola çıkalı 2. ve gayet karlı bir işti.Köylü milletin efendisidir arkadaşlar koşun koşun sıkıştığınızda yardım isteyin böyle şeyler çoook güzel,insanları doğal yapmacık bir şey yok.

Patara bize göre bir yer değildi kamp yeri yoktu ve gideceklere tavsiyem yunan tarihi kalıntıları için gidecek olanlar gitsinler tek çekici yanı bu geldi bize onun dışında bir şeyi yok diyebilirim.(patara girişi ücretli 10 girişlik kart alıyorsunuz 7.5 tl falan)

 

Patara da bir günlük saman maceramızdan sonra Antalya/Kaş tarafına hareket ettik.Yolda haluk ile birlikte keçiler tarafından kovalanıp birbirimize başımızdan geçen olayları anlatırken bir hanfendi cesaret ederek aracını yanımızda durdur.Bilmediğimiz bir yer olduğu için buralar bir yandan rehberlik yapıyor bir yandan da güzel sohbetimizi sürdürüyorduk. Kaş’a doğru giderken Kabutaj plajı ve bunun gibi bir iki yol kenarı güzel yerler mevcut o kadar kalabalık değil ve aynı zamanda ters tarafta ormanlık alana doğru uzanan vadi girişi mevcut buralarda konaklama yapabileceğiniz yerler mevcut arkadaşlar oralar da en azından bir çay sefası sürün derim.Kaş merkeze indiğimiz sırada arkadaşlar gelmişti bile bir kamp yeri aramaya başladık ve ne yazık ki bütün kamp alanları dolmuştu.Önceden rezervasyon yaptırarak giderseniz rahat edersiniz,biz kapıda kalmıştık.Şehirde biraz dolaşıp bir şeyler atıştırdıktan sonra yarımada tarafına geçerek çadır kurabileceğimiz bir alan bakmaya başladık ne yazık ki öyle bir yere rastlamadık.Akşam olmadan Olympos’a geçip orada 2-3 gün kalarak bütün yorgunluğumuzu atmamız gerektiğini düşündük.Yolda Olymposa doğru giderken binmiş olduğumuz araçların birinde yakalanma emri varmış,polis çevirme noktasında aksiyonlu bir şekilde inmek zorunda kaldık 😀 burada polis abilerimiz sağ olsun birer çay ikram ettiler ve tekrar yollar açılmıştı bizim için.Binmiş olduğumuz ikinci araç Olympos girişine kadar bırakacaktı bizi güzel bir sohbet eşliğinde bunu ince,kibar bir teklifi ile genç abimizin akşam yemeği ısmarlaması ile taçlandırmıştık :)) her şey güzel devam ediyordu günler su gibi akıp geçiyor günleri tarihleri takip etmiyorduk.Asıl özgürlük buydu sanırım…

Olympos maceramız girişinde başlamıştı bile yayan vaziyette çevirmeye takılmıştık 😀

 

Buranın da oldukça eğlenceli geçeceğinden emin bir şekilde ilerledik.Giriş ücretli normalde fakat gece girdiğimiz için görevli yoktu ve bize ücret ödemeden geçiş sağlandı 😀 Gece olduğu için de pek bir şey göremiyorduk.Burada plajda  çadır kurmak yasak cezası 210 lira gibi bir meblaydı fakat şöyle güzel bir yanı var kayalık tarafında iç kısımda kurduğunuzda ve sabah erken saatlerde kaldırdığınız da problem olmuyor.Burada yerleşip içecek bir şeyler aldıktan sonra sabahlara kadar plajda gitarımızı çıkarıp eğlendik yeni arkadaşlar edindik.Yola çıkınca tek manyak sizin olmadığınızı fark ediyorsunuz sizden çok var merak etmeyin :))

Olympos mükemmel bir tatil yeri arkadaşlar tarihi kalıntıları olsun gezilecek fotoğraflanacak bir sürü yeri var bir tarafı da orman ile kaplı fakat kazı çalışmaları devam eden bölgelere girişiniz yasak.Geceleri kulüp eğlenceleri falan çok tercih edecekler için,fiyatlar makul.

Olympostan çıkışımıza karar verdiğimiz de Fethiye de tanıştığımız Haluk ve Mert ile ayrılık vakti gelmişti onlar biraz daha uzatmışlardı burada kalmayı.Bizim planımız Antalyadan,Burdur/Salda’ya gitmekti.

Ne yazık ki Antalya’da 3.5 saatlik yürüyüş ve mahsur kalışın ardından yorgun düşüp dinlenecek yer bulamadık.Bir takım zamansız gerçekleşen olaylardan dolayı dönüş yapmak zorunda kaldık.

Yeni kurulan dostluklar ile birlikde Ekim ayına doğru Abant gölüne gideceğiz.Yeni maceralara yeni sürprizlere koşar adım yaklaşıyoruz.Cesaret edin ve yola çıkın.

Bu bloğu açan arkadaşlara da çok teşekkürler.Umarım yeni rotalarda buluşuruz hep beraber..

YOL AÇIK,YOLA ÇIK!!

Yazar :  Emre LÜLECİ
 Instagram profil : seferii.muhendis

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir