Barcelona Çıkmazım :)

İki ay öncesinden başlayan planlarımız, vize başvuru hazırlıklarımız ve daha niceleri. İlk Avrupa turum, ikinci yurt dışı seyahatim başlayacaktı.

Vize başvurumuz 1 hafta içerisinde onaylandı. İspanya 3 aylık schengen vizesini vermişti.

İple çektiğim günler sonunda gelmişti. 11 günlük gezimizin başlangıcını Sabiha Gökçen Havalimanı’nda başlattık.

1 Saatlik zaman farkını da saydığımızda toplamda 4 saatlik bir yolculuğun ardından Barselona Airport‘ta soluğu aldık. Tabi ki herkes gibi gezimize başlamadan önce burayı sıkıca araştırmıştık. Hırsızlığın çok olduğunu biliyorduk. Ama az sonra anlatacağım kadar büyük bir olay da beklemiyordum 🙂

Havaalanından direkt olarak Barselona ‘ ya (Burası La Rambla caddesinin hemen üst bölümündeki meydan. Son durak diye tabir edebiliriz 🙂 ) giden otobüs ile yolculuğumuzu yaklaşık 45 dakika – 60 Dakikada tamamladık.

Her şeyden önce karnımızı doyurup gitmeden önce yer ayırttığımız hostelimize geçmek istiyorduk.  Mc Donald’s’ta aldık soluğu… Siparişte kullanılan makinalara epey uzaktık. Siparişimizi Türkiye‘de olduğu gibi kasadan verdik, yemeğimizi yiyerek hostelimize fotoğraflarımızı güzel yerlerde çekerek devam ettik.

Tabi bu sırada WIFI’ye bağlanarak hosteli bulmaya çalışıyorduk. İngilizce’nin evrensel bir dil olduğunu biliyoruz ama burası tam bir fiyasko çünkü İngilizce bilen kişi sayısı çok az. İngilizce konuşabilen çoğu kişi bizim gibi turist ve adres tarifi konusunda ne yazık ki bize yardımcı olamıyor.

Sokaklardaki Free WIFI yardımıyla La Rambla caddesi üzerindeki hostelimize ulaşabildik.  Pasaportlarımızın kontrolü ve kasa anahtarımızın 5’er Euro deposito ücretini verdikten sonra odamıza çıktık. (Anahtarınızı kaybetmediyseniz, çıkışta parasını geri alabiliyorsunuz)

KYK yurtlarını andıran odada yataklarımıza ulaştık. En çok merak ettiğimiz eşyalarımızın muhafazasıydı. Gayet sağlam; kilitli kasayı andıran dolaplar mevcuttu ve bu bizi epey rahatlatmıştı.

Sağlam bir yorgunluk duşunun ardından Barselona sokaklarını gezmek üzere hazırlandık. (Pasaportlarınızı yanınızdan ayırmayın, hostelinizde dolaplarınız sağlamsa fazla paranızı burada bırakın.)

La Rambla’da yürümeye başladık. Burası sağ ve sol yanı cadde boyunca ağaçlarla kaplı, orta kısmı tamamen büfelerin, satıcıların ve insanların bulunduğu bir nokta. Hindistanlı ve Pakistanlı ve Esmer tenli arkadaşlarımızın bu bölgede epey yoğunlukta olduğunu fark edeceksiniz. Bu noktada kesinlikle yeni gelmiş, yolunu kaybetmiş insanlar gibi davranmayın. Yapacağınız bütün planları, gideceğiniz bütün noktaları en başta belirleyin. Caddenin ortasında sağa sola kaybolmuş gözlerle bakar, haritayı caddenin ortasında açıp nasıl bulacağız şeklinde şehre korku dolu bakışlar ile bakarsanız, o zaman korkmaya başlayabilirsiniz.

3-4 saatlik ufak şehir turumuzun ardından gece zaman geçirmek için gece klübü arıyorduk.  La Rambla caddesinde bulunan bir mekanın karşı yolunda bekleyerek mekanın giriş çıkışlarını kontrol ettik. Mekana giren insanlar bizim için önemliydi. Hırsızlık konusunda bir korkumuz vardı çünkü tamamen psikolojikti… 🙂

Mekana 10 Euro’ya karşılık ücretsiz herhangi bir alkol karşılığında giriş yaptık (Türkiye’deki gibi yerli içki sınırlaması yok). Vodkamızı yudumlarken barda takılıyor ortamı sezmeye çalışıyorduk. Hindistan’lı arkadaşlar burada da karşımıza çıktı. Yaklaşık 25-30 civarı bir grup, tamamen içip kadınları taciz etmeye gelen dalkavuklardan oluşuyordu. Ne yazık ki bizden epey önce giriş yapmışlardı ve biz bunu fark edememiştik… Eğlenmemize devam ettik.

Gecenin ilerleyen saatlerinde (03.00 civarında) Şans eseri barda karşılaştığım Türkiye’den tatile gelen 2 arkadaş ile muhabbete başlamıştık. (Erkeklerdi cağnım 🙂 )

Bu saatten sonra clup’te yaşananları pek anlatamayacağım. En son hatırladığım  arkadaşların bana alkol ısmarlayacağıydı.

Sabah kalktığımda hosteldeydim. Gece clupten dışarı çıkmışım, yan tarafında kapısının önünde uzanır bir vaziyette yatıyormuşum. Çok fazla dağılmışım.

Arka cebimde bulunan cüzdanımdan 80 Euro, sol cebimde bulunan sigara paketim ve çakmağım :), sağ cebimde bulunan İphone 5S marka telefonum çalınmıştı. Az önce size fazla paranızı bu yüzden odanızdaki dolabınıza bırakın demiştim. Tabi ki bana bir şey içirdiklerini biliyorum. Ama bunu kim yaptı inanın bilmiyorum. En son Türkiye’den gelen arkadaşlar ile takıldığımı hatırlıyorum. Başka da bir şey hatırlamıyorum.

Ben akıllık edip bırakmamıştım. Geriye kalan yaklaşık, 600+ Euro diğer cüzdanımda, Pasaportumun arkasındaydı, muhtemelen bunu fark edemeyip almadılar. Tatilim sanırım başlamadan bitebilirdi.

Yapacak fazla bir şey yoktu. Tatile gelmiştim,  bir şekilde bu olayı atlatıp tatilime devam etmeliydim. Belki telefonum için bir şey yapabilirler düşüncesiyle birkaç fikir edinmiştim. Ama planımızın dışına çıkmadan duşumu alarak Playa De La Barceloneta Plajına doğru yürümeye başladık.

Özellikle La Rambla’da Türkiye’de hediye edeceğim magnetlere bakmaya başladım, bir magnet 3 euro civarındaydı. Kesinlikle pazarlık yapmazlar fiyat neyse o parayı verirsiniz. Fakat La Rambla’nın sağ ve sol taraflarında bulunan dükkanlara giderseniz magnetleri daha ucuz fiyata alabilirsiniz.

Plaja gelmiştik; arkadaşlar burası benim daha önce hiç görmediğim kadar uzunlukta bir plajdı. Daha önce böylesi güzel bir plaj görmemiştim. Ancak çok fazla keyif alamadım. Kafamın hala kendine gelememesi, güneşin etkisi, tamamen bitik durumda gibiydim. Beach’te bulunan restaurant’tan bir şeyler yemek istedim ancak, midem ne yazık ki kabul etmedi. O gün ne yemek yiyebildim, ne alkol içebildim. (Zaten o anın sinir ve psikolojisiyle bir anda sigarayı ve alkolü bırakmıştım, tabi yerseniz 🙂 )  Denize dahi girememiştim, yalpalayarak yürüyor baş ağrısından duramıyordum. Bir süre sonra tekrar hostelimizin bulunduğu bölgeye doğru yola çıktık.

Öncelikle Apple’a giderek telefonun yer tespitini yapmaya çalışarak, karakola gidecektik. Sonrasında tatil boyunca idare edebileceğim bir telefon alacaktım. Apple’a gittik, yer tespitini ne yazık ki yapamadık, muhtemelen İphone’u mu bul özelliği kapalıydı. Oradan karakola geçtik, kayıp başvurusunu yaptık (İlgilenmiyorlar, sadece kayıp başvurusu yapıyor, IMEI numarasını ve kişisel bilgilerinizi yazıyorsunuz, Sokaklarda özgürlüğü engellediği için kamera yok, mekanın kamerasına bakıp uğraşmayacaklarını ve telefon içinde ekstra bir gayret sarfedip aramayacaklarını, sadece hırsızlık veya farklı bir olayla ellerine geçerse o zaman işlem yapacaklarını söylediler.) ve telefon almak için Media Markt’e geçtik.

Burada 120 Euro karşılığında beni idare edebilecek Sony marka telefon aldım. Şansızlığımı biliyorum ya, telefonu açıp kurmadan mağazadan dışarı çıkmadım. Telefonun sürekli restart olduğunu fark ettim. İade için konuşmaya başladık. Kasadaki arkadaşların dışındaki yetkililer telefonu iade almak istemiyordu. (Emperyalizm tüm yöneticileri bu şekilde kötü yapar. )

Telefonumu onarım servisine bırakmam gerektiğini söylediğinde gece yaşadığım olayın etkisini tekrar vücudumda hissettim diyebilirim. Mağazadan dışarı çıkmadığımızı fişteki saate bakmalarını söyledik. 20 dakika bile geçmemişti. Sonunda ikna ederek tüm paramı iade aldım. Tabi ki bu bütün işlemleri çok yavaş bir şekilde yapıyorlar, çünkü adamların sülaleleri rahat abi. Aceleci değil insanlar, yadırgayamıyorsun.

Tekrar hostelimize dönerek yorgunluk birası ve duşumuzu aldık, akşam hostelde tanıştığımız Almanya’dan gelen arkadaşlarımız ile birlikte zaman geçirmek için dışarıya çıktık. Her yerden torpil patlama sesi ve havai fişekler atılıyordu.

Çocuğu, eşini arkadaşını alan herkes sokaktaydı. Aile boyu torpil havai fişek atıyorlardı.  Sant Joan Festivali olduğunu öğrendik. Yazın gelişini kutlamak için yapılan bir festivalmiş. İnsanlar sabahlara kadar plajlarda parti yapıyor, torpil patlatıyor ve havai fişekler atıyordu. Heryer barut kokuyor ve tabi ki önünüze kasıtlı olarak atılan torpilden kaçarak uzaklaşıyorsunuz. Yaralananlar, baygınlık geçirenler, tüm çılgınlıklara bu festivalde rastlayabiliyorsunuz. Bir süre bu çılgınlığı izleyerek hostelimize dönüş yaptık.

 

Barcelona’daki üçüncü günümde sabahın ilk saati Cumartesi gününe tekabül ediyordu. Telefon almak için tekrar Media Markt’in kapısında dadandım ama Cumartesi günü çalışmadıkları için maalesef hiçbir şekilde telefon alamadım.

O gün Barcelona’nın diğer bölgelerini gezmek için planlamıştık. Zaten ertesi günün sabahına İbiza’ya uçağımız vardı.

İlk durağımız Camp Nou Stadium‘u idi. Ne yazık ki çok büyük hevesler ile gittiğim Barcelona’da Camp Nou’ya ayırdığım paranın çalınmasından ötürü giriş yapamadım. Ekstra para harcamak istemiyordum, zaten Barcelona’da çok fazla keyif alamamıştım. Sonra tekrar gelir, stada da giriş yaparım tesellisiyle kendimi avutmuştum. Problem kalmamıştı, dışarıda çektiğimiz birkaç fotoğrafın ardından Arenas de Barcelona’nın seyir terasında (ücretsizdir, buradaki insanlar insan ticaretinden bizdeki gibi para kazanmıyor) soluklandık. Ardından Font Magic Barcelona ve Park Güell‘ e geçiş yaptık.

Font Magic Barcelona’nın müthiş atmosferi, Park Güell’in ise muhteşem manzara ve doğallığı bizi mest etmişti.

Dönüşte Barcelona raylı hattını çözdüğümüz için metro aktarmalarıyla konakladığımız La Rambla bölgesine tekrar geçiş yaptık.

Barselona’daki 3 günümüz bu şekilde geçti. Sabah Ibıza‘ya geçmek için metroyu kullandık. Zaten 3 günde bu bölgeyi tamamen çözmüştük. Keyifli bir yolculuğun ardından Havaalanına ulaşarak Ibiza’ya geçiş yaptık.

Yol arkadaşım Erol Abimin yanımda olması, sanırım Türkiye’ye geri dönmememi sağladı. ilk gece, beni arayıp bulmasaydı, belki daha farklı bir şekilde sabaha gözlerimi açabilirdim veya açamazdım…

O yüzden kendisine ne kadar teşekkür etsem azdır 🙂

Bir sonraki rotamız olan Ibıza yazımda görüşmek ümidiyle… 🙂

Alican KÖSEDAĞ
Instagramalicante58

 

Barcelona Çıkmazım :)” için bir yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir